banner279
banner339
banner322

Madem tarih 8 Mart’ı gösterdi, bir şeyler yazmadan/hatırlatmadan geçemezdim.

Şu bizim kutlamalarla anlamını şaşırdığımız/yitirdiğimiz 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, aslında, şölen havasında geçirilecek bir gün olmaktan çok daha derin anlamlar taşımakta. Kabul; farkındalık yaratmak adına anılmasında fazlaca fayda var, ancak bu kabul bu günün aslında bir yas günü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hem de öyle kadın-erkek ayrımı falan gözetmeden; cümleten, insanlık için bir yas günü. Neden mi?

8 Mart 1857 yılında; Amerika'nın New York eyaletinde, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği mücadelenin acı bir sonucudur bu gün. Tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadın, düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek adına grev başlatırlar. Bu grev esnasında bir yangın meydana gelir. Çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucu çoğu kadın 129 işçi can verir.

Sonrası… 52 yıl sonra ilk olarak Fransa’da kabul gören ‘Kadın Günü’ ve ilerleyen yılları takiben diğer ülkeler, değişen başlıklarla… Türkiye’de kabul görüşü ise ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak 1921’e denk düşüyor. İnsan hesaplamadan da edemiyor: 64 yıl beklemişiz kabulü için. Söz konusu kadın olunca elimizi korkak alıştırmak mı dersiniz, ağırdan almak mı, size bırakıyorum.

Söz konusu kadın olunca; açalım biraz daha…

“Kadın’ın Ülkemizdeki Yeri... Değeri... Hakları ve Yaşadığı Haksızlıkları... Kadın Psikolojisi... Toplumsal Roller... Kadın Olmak …”

Her bir başlık ayrı bir derya. Neresinden tutsam diyorum, sanki elimde kalıyor. Karar veremiyorum. Hangisini alsam döksem satırlara çelişkisini yaşarken; ne yazmam gerektiğinden çok, ne yazmamam gerektiğini fark ediyorum.

Bu kez de böyle olsun. Yazacaklarımdan çok yazmayacaklarım kalsın hatırda diyorum. Mesela:

“Kadınlar da erkekler kadar/gibi vs.” gibi ispatlara ihtiyacımız yok. Çünkü zaten normali bu, neyi kime kanıtlayayım? Bu nedenle yazmıyorum.

“Kadınların da şu şu alanlardaki başarıları…” derken? Hangi alanda neden olmasın? Bu nedenle yazmıyorum.

“Evde kadın, işte kadın, sosyal hayatta kadın, sporda kadın, sanatta kadın..” Pek tabi her yerde kadın. Vurgulamaya ihtiyaç duymuyorum. Bu nedenle yazmıyorum.

“Eşitlik” ! Aksini kabul etmiyorum. Bu nedenle yazmıyorum.

“Şiddet”! Her canlı için kınıyorum, cinsiyet gözetmiyorum. Yazmıyorum.

“Ayrımcılık”. “Üstünlük”. Zihinlerde yaratılmaya çalışılsa da, gerçekliğini kabul etmiyorum. Bu nedenle yazmıyorum.

“Kadın’ın Gücü” kavramına hiç girmiyorum, yarıştırmıyorum. Yaşamayı tercih ediyorum. Bu nedenle yazmıyorum.

“Çiçek Kadın, Güzel Kadın, İyi Kadın, Hoş Kadın” kavramlarını reddediyor, yalnızca “kadın” kelimesinin hiçbir sıfata ihtiyaç duymadan yeterince anlamlı olduğunu şükür ki biliyorum. Bu yüzden böyle süslemelerle YAZMIYORUM.

Şimdi derseniz ki bunları yazmasanız da yaşıyor olduğumuz gerçekler ortada. Altüst olan inancımız, ruh sağlığımız ne olacak?

Haklısınız.

Bu yüzden ben yazmıyorum, siz anlayın…

Her günümüzün herkesçe farkında olunması dileğiyle.

Emeğine Sağlık Kadın, Var Ol !

Uzman Psikolog

Betül Çelik Süzen

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

Dikkat!

Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1

banner315

banner23

banner314

banner281

banner326