Sabır Taşı

Denge'nin sevilen yazarlarından Turgay Şahbenderoğlu'nun 03 Ağustos 2022 tarihine ait "Sabır Taşı" başlıklı makalesidir.

Ülkemizin gidişatıma iyi demek pek mümkün değil.

Diyecek baba yiğit var mı bilmiyorum.

Ülkemizin iyi olup olmaması…

Halkımızın alım gücünden geçer.

Halkımız alabiliyor mu peki?

Neyi derseniz…

Karnını doyuracak ekmeği.

Alamıyor.

Görünen köy kılavuz istemez.

Peki, ne olacak bu işin sonu?

Herkes kendisine baksın…

İşçisinden patronuna kadar.

Halkımız fakirleşiyor.

Halkımız aç…

Ekmek alama durumda.

Bırakın o partiyi bu partiyi…

Durumunuza bakın.

Durumun iyi olduğunu söyleyen babayiğit var mı bilmiyorum.

Olduğunu sanmıyorum.

Umutsuzluk almış başını gidiyor.

Ülke gündeminde her gün bir başka mevzuu.

Sanki halkımıza bu ekonomik sıkıntıyı unutturmak istiyorlar.

Halkımız unutur mu?

Hiç sanmıyorum. Çocuğuna süt alamayan anneyi düşünün.

Evine ekmek götürmeyen babayı düşünün.

Dünyada ekonomik kriz var söylemleri ile ülkemizdeki sıkıntıyı izah etmeye çalışanlara inanan yok artık.

Bakın bir basit örnek vereyim.

Şu an televizyonlarda Master Chef diye bir program yayınlanıyor.

Üç şef belirli malzemeleri yarışmacılara veriyor, yemeğin ismini söylüyor ve bir süre veriyorlar.

Yarışmacılardan bu yemeği bu sürede yapmalarını istiyorlar.

Aynı malzeme aynı süre…

Ama ortaya çıkan yemekler o kadar değişik oluyor ki…

Bazı yarışmacıların yemeği harikulade olurken…

Bazılarının ki yenilmeyecek kadar kötü oluyor.

Neden peki?

Yemeği yapan kişinin maharetinden.

Ülkemizde de ne yazık ki…

Yıllardır yemek yapanların yemeği artık tadı tuzu yok.

Demek ki bir yerde hata yapıyorlar.

İşin en garip tarafı ise hala yemeklerinin lezzetli olduğu iddiasındalar.

Göreceğiz,  Haziran 2023’de yemek lezzetli mi değil mi?

Halkımız karar verecek.

Bana sorarsanız hiç lezzetliye benzemiyor. Takdir halkımızın.

İşte ne yazık ki, yıllardır hep umut verdiler hep sabır tavsiye ettiler.

Yaptıkları yemeğin tadının ne olduğunu fark etmediler.

Ama inanıyorum ki, halkımız bu yemeği beğenmeyecek.

***

Kıssadan hisse

Türk Dil Kurumu kıssadan hisse ifadesini, anlatılan bir hikâyeden ya da olaydan alınması gereken ders olarak nitelendirmiştir. Kültürümüzde kıssalardan ders çıkarmak ve üzerine düşen payı almak bulunmaktadır.

İşte bundan dolayı, siz sevgili okurlarıma birkaç sabır taşı efsanesi sunayım.

Kıssadan hisse çıkarırsınız belki. 

Sabır Taşı

Bir zamanlar ülkelerin birinde yalnız başlarına yaşa yan bir ana kız vardı. Bunlar çok yoksuldu. Kız güzel mi güzeldi ama onu istemek için kapısını çalan hiç kimse yoktu. Bir sabah erkenden kalkmış, pencerenin önüne oturmuş, bu kötü yazgısına sessiz sessiz ağlıyordu. O sırada pencerenin pervazına bir kuş kondu. Kuş:

-Senin kısmetin yedi dağın ardında. Orada kırk gün kırk gece ölü bekleyeceksin, kırk birinci gün muradına ereceksin, deyip uçtu.

Bunun üstüne ana kız yollara düştüler. Yedi dağı aştılar. Önlerine yalçın kayalıkların ortasında ulu bir saray çıktı. Sarayın önüne gelince, kapıları kendiliğinden açıldı. Kız içeri girince kapandı. Annesiyse dışarda kaldı. Annesi dışardan, kızsa içerden ne kadar uğraştılarsa sarayın kapılarını açamadılar.

Kız koskoca sarayda yalnız başına kalınca korku içinde odaları dolaşmaya başladı. Odaların hepsi boştu. Ortalıkta kimseler görünmüyordu. Kırkıncı odanın kapısını açtığında bir döşek gördü. İçinde bir ölü yatıyordu. Karyola som altındandı. İçinde yatan ölü de genç, güzel bir delikanlıydı. O zaman kuşun dedikleri aklına geldi:

Kırk gün kırk gece ölü bekleyeceksin, kırk birinci gün muradına ereceksin.

Tepeden tırnağa titreyerek ölünün başına gidip beklemeye başladı. Dirilmesi için kırk gün başından ayrılmadan bekledi. Kırk birinci gün bir çıngırak sesi duyarak pencereden baktı. Sarayın çevresinde bir göçebe kervanı vardı. Kız, oyalanmak için aşağı bir ip sarkıtarak göçebelerden kendine bir cariye satın aldı. Onu delikanlının yanında bırakıp kendi hava almak için dışarı çıktı. Tam o sırada delikanlı gözlerini açtı.

Başucunda oturan göçebe kızına:

-Beni sen mi bekledin? diye sordu. O da:

-Evet, şehzadem, diye cevap verdi. O sırada şehzadeyi asıl bekleyen kız hava almaktan dönmüştü. Şehzade onu görünce:

-Peki bu kim? dedi. Göçebe kızı:

-O benim hizmetçim, diye yanıt verdi.

Şehzade, kırk gün kırk gece süren bir düğünle göçebe kızıyla evlendi. Şehzadeyi asıl bekleyen kız da yanlarında hizmetçilik etmeye başladı.

Günün birinde şehzade geziye çıktı. Karısına ne istediğini sordu. Göçebe kızı, bir çok mücevherlerle çeşit çeşit giysiler ısmarladı. Öteki kız da sabır taşıyla sabır bıçağından başka bir şey istemediğini söyledi. Şehzade bunları satın alırken, satıcı:

-Bunu isteyen insanın kimseye söyleyemediği büyük bir derdi olmalı, dedi. Verdikten sonra ne yapacağına bak!

Şehzade saraya dönünce karısıyla hizmetçinin armağanlarını verdi.

Gece olunca kızın odasına gitti. Bir köşeye gizlenerek kızın ne yapacağını izlemeye başladı. Kız gece yarısı olunca koynundan bıçakla taşı çıkarıp önüne koydu. Başından geçen her şeyi ağlaya ağlaya anlatmaya başladı. O anlattıkça fındık büyüklüğündeki sabır taşı şişmeye başladı. Sonunda kömür gibi kapkara kesilerek elma kadar büyüdü. O zaman kız:

-Şehzademi ben bekledim. Ama şehzadem bunu bilmedi. Göçebe kızı şehzademle evlendi, deyince şişip şişip elma kadar olan sabır taşı, orta yerinden çatladı. Kız:

-Gördün mü, dedi taşa. Sen taşken bu anlattıklarıma dayanamadın. Söyle öyleyse ben insanken nasıl dayanayım buna?..

Bunu der demez, bıçağı alıp göğsüne saplamaya kalktı. Şehzade gizlendiği yerden ortaya çıkarak kızın kendini öldürmesini engelledi. Kızı hizmetçi odasından alıp kral dairesine götürdü. Göçebe kızının cezasını kızın vermesini istedi.

-Kırk katırla mı, kırk satırla mı cezalandıralım? diye sordu. Yüreği iyilikle dolu olan kız:

-Ne onunla cezalandıralım ne ötekiyle, diye karşılık verdi. Yanımızda hizmetçi olarak kalsın.

Bu arada şehzade, kızın annesini buldurup saraya getirtti. Yeniden kırk gün kırk gece bir düğün yaptılar. Ömürlerinin sonuna kadar mutluluk içinde yaşadılar.

***

Tekke ve Sabır taşı

“Selçuklu zamanında tekkeler talebe kabul edeceği zaman, bir şart koşarmış. Tekke bir taş verir talebeye ve her gün o taşı oymasını, eğitim sonuna kadar da o taştan bir halka çıkarmasını istermiş. Böylece hem talebelerin ilim öğrenme konusunda istekleri ve samimiyetleri ölçülür hem de sabırları artırılırmış. Taşı oymak o zamanın aletleri ile o kadar zormuş ki günlerce uğraşan talebe artık sabrının sonuna gelir, balyoz ile taşı tek seferde parçalar ve bu işten vazgeçermiş. “

“Sabır taşı çatladı” sözü de işte buradan gelir.

***

Evet, sevgili okurlarım.

Halimiz orta yerde.

Elimizde sabır taşı…

Çatladı mı çatlamadı mı?

Şunun şurasında seçimlere 10 ay kaldı.

Haziran 2023’de göreceğiz.

Sabır taşının çatlayıp çatlamadığını.

Kalın sağlıcakla sevgili okurlarım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgay Şahbenderoğlu - Mesaj Gönder

# Genç, 2023

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Denge Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Denge hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Denge editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Denge değil haberi geçen ajanstır.



Anket Hangi Koronavirüs Aşısına Güveniyorsunuz?