banner1020
banner279
banner1022

Artık ülke genelinde olsun…

Kocaeli yerelinde olsun dinlediklerimizden bıktım, usandım.

İşin garibi bizi hep salak yerine koymaya çalışıyorlar.

Bunun sağı-solu yok.

Önü arkası yok.

Artık salak olmadığımızı anlatmanın zamanı geldi.

Geçiyor bile.

İnsanın neden insan olduğu veya neden insan gibi yaşaması gerektiğini ifade etmeliyim.

***

Jean Jacoques Rousseau, insanlık tarihinde çığır açan “Aydınlanma” düşüncesinin en önemli romantik düşünür ve yazarıdır.

J.J. Rousseau insanı “doğa durumundan” çıkaran hususlar üzerine epey kafa yormuş bir düşünürdür.

Doğa durumundaki insan ile toplumsallaşmamış ilkel insandan söz edilmektedir.

İnsanın doğa durumundan çıkışına neler neden olmuştur?

Doğa durumundaki insanının özellikleri nelerdir?

Doğa durumu;

Sürekli ilkbaharın yaşandığı…

Kıtlık veya yokluk diye bir sorunun olmadığı…

İnsanların bu elverişli şartlarda birbirlerine ihtiyaç duymadan yaşadıkları bir ortamı ifade eder.

Doğa durumunun özelliklerini…

Fransa’da doğan (1932) Felsefe Tarihçisi “Alexis Philonenko”ya göre

“Yalnızlık, Güç ve Masumiyettir” olarak belirtir.

Hâlbuki J.J Rousseau göre ise doğa insanı iki güçlü duygulanımla ifade edilir.

 “İnsanın kendi varlığını sürdürme duygusu (kendini sevmesi)” ve

“ Kendi cinsinden bir başkasının acı çekmesinden rahatsız olması (acıma duygusu)”.

Fakat bu iki özellik insanı hayvanlardan ayırt etmek için yeterli değildir.

İnsanı hayvandan ayıran iki önemli özellik;

Özgürce eylemde bulunabilme ve bunun bilincinde olma

“İnsanın doğanın ona verdiğinin üstüne bir şeyler koymasıdır yani gelişimdir.”

İşte bu ikinci özelliğe J.J Rousseau “yetkinleşebilirlik” demektedir.

Bunu okuyunca insanlar yetkinleşebiliyorsa o halde neden bazı insanlar aptallaşıyor veya salaklaşıyor diye aklınıza bir soru gelebilir.

İnsan eğer yukarıda yazdığım gibi;

Doğa durumundan toplum duruma geçebilmesi için

“Sürekli ilkbaharın yaşandığı… Kıtlık veya yokluk diye bir sorunun olmadığı…” düşüncesinin ortadan kalkmasıdır.

İşte o zaman şartlar devamlı olmadığı için insanlar birbirlerine ihtiyaç duyacak ve toplumsallaşma başlayacaktır.

Birbirlerine ihtiyaç duyan insanları duyduğu yegâne temel ihtiyaç ise dildir.

J.J Rousseau’ya göre insanı hayvandan ayıran en önemli nitelik “Güçlü Duygulanımdır.”

Ünlü Filozof Aristoteles;  bunu J.J Rousseau’dan asırlar önce şöyle ifade etmiş;

“Güçlü duygulanım anındaki insan,  uyuyan, aklını yitirmiş veya sarhoş insana benzer. Tıpkı bunlar gibi akılları iş göremez haldedir.”

İnsanlık tarihinde insanın gelişmesi bu yönde olmuştur.

Nasıl antik çağda köle sitemi(Vahşilik)

Feodal çağda serf sistemi (Barbarlık)

Modern toplum denilen sistemde ücretli işçilik (Uygarlık) ortaya çıkmışsa…

İnsanlığın doğa durumundan toplumsal duruma geçmesi bu üç sitemde de devam etmiştir.

Ayrıca Nikomakhos’a (MS 100. Yeni-Pythagorasçı matematikçi ve müzik bilgini. Pythagoras'ın sayı teorisine dayanan Arithmetike Eisagoge ‘Aritmetiğe Giriş’ adlı bir eser yazmıştır.)

göre ahlak (etik)’in güçlü duygulanımları;

Arzu, Öfke, Korku, Cesaret, Nefret, Haset, Rekabet, Acıma.”

***

Farkındayım sevgili okurlarım felsefeye fazla daldık gibi.

Ama bazı şeylerin anlaşılması için biraz felsefe yapmak bazen gerekiyor.

İşte yukarıda çok kısa olarak izah etmeye çalıştığım hususlardan sonra şöyle ülkemizin genel durumuna bir bakalım.

Ülkemizde bizleri idare edenler sanki ülke insanı doğa durumundaymış gibi mesajlar vermeye devam ediyorlar.

Mevsim hep ilkbahar…

Yokluk yok, kaynaklar çok bol…

Durum böyle olunca karşılığında da insanlardan toplumsallaşma yerine biat istiyorlar.

Yani “Padişahım çok yaşa” misali.

Veya “Ben sizin babanızım ben ne dersen o olur” misali.

İşte böyle olunca da insan toplumsallaşmayı bir türlü beceremiyor.

Güçlü duygulanmalarını kontrol altına alamıyor.

Ülke yöneticileri, ülke ve ülke insanı için hayati konular üzerinde açıklamalar yaparken…

Bir de bakıyorsunuz ki, duygulanımlarını kontrol edememiş haldeler.

“Arzu, Öfke, Korku, Cesaret, Nefret, Haset, Rekabet, Acıma” duygularından biri veya bir kaçı had safhaya çıkmış.

Durum böyle olunca da toplumun, toplumsallaşması mümkün olmadığı gibi ters yönde gelişim yaşanıyor. (Biat başlıyor)

Ülke yöneticilerinin insanlık tarihindeki toplumsal gelişmelerin nasıl olduğu konusuna ne yazık ki yeteri kadar ilgi göstermedikleri aşikâr.

Çünkü yokluğun, fakirliği diz boyu olduğu…

Geçim sıkıntısının tavan yaptığı…

Toplumsal değerlerin alt üst olduğu günümüzde…

Mevsim hep ilkbahar olarak lanse edilmeye çalışılıyor.

İnsanın insan olmasının en önemli özelliklerinden olan toplumsallaşmanın gelişmesi için…

Veya şöyle diyelim,

Özgür bir toplum,

Ekonomik sıkıntısı asgariye indirgenmiş bir toplum,

Adalet ve hukuka bağlı bir idare,

Yolsuzların, haksızlıkların olmadığı bir devlet idaresi”

Ne zaman ortaya konulursa ülkem insanı toplumsallaşma yolunda yerini alır.

Düşünün neden hep batı doğudan daha çağdaş?

Yani batı insanlığın gelişme sürecini yaşamadı mı?

Batı doğa konumundan toplumsal konuma nasıl geçti?

Neden biz hala yerimizde depelenip duruyoruz.

Hamasi nutuklarla mevsim hep ilkbahar diyoruz?

Bunun için kim iktidar oluyorsa ülkemizde değişen bir şey olmuyor.

Yine durum aynı.

İnsanı insan yapan kavramlar düzenlenmedikten sonra…

Her gelen “Mevsim hep ilkbahar diyecek.”

Artık, kış-yaz-sonbaharın olduğunu da birileri ifade etmeli.

Kalın sağlıcakla sevgili okurlarım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

Dikkat!

Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1

banner962

banner23

banner642

banner1026