banner180
banner169

Okuyucularım bilir, nerede doğup büyüdüğümü paylaşmıştım daha önceki yazılarımda.

Sözünü ettiğim coğrafyada, Karadeniz’de, Karadeniz’in iç kesimlerinde yaşamın ne denli zor olduğunu anlayabilmek için gezmek yetmez, farklı bir yaşam biçimi vardır. Sahil kesimlerinde fındık üretimi, sonradan çay zenginliği insanların yaşamlarını kolaylaştırmıştır. İç kesimlerin en önemli beslenme kaynakları mısır ekmeği, kara lahana, evlerinin önünde yaptıkları bostanlarda yalnızca kendileri için ürettikleri fasulye, domates, patates, patlıcan, salatalık gibi ürünlerdir, daha doğrusu benim çocukluk yıllarımda öyle idi.

Üreten, sözünü ettiğim alanlarda çalışan kimdi?

Gözümü açtığımda, aklımda ilk kalan şeylerden biridir annemin mısır ekmesi ve çapalaması. Babaannem, yengelerim de farklı değildi. Onlar da sürekli bahçelerde olur, inek sağar, çamaşır, bulaşık işleriyle uğraşırlardı.

Türkiye’nin başka yerlerinde farklı mıydı, şimdi farklı mı?

Hiç sanmıyorum. Yine çalışır kadın, yine emek verir, yine üretir, aile bütçesine katkı sunar, yaşamın kolaylaşması için ter döker.

Sorun yok, çalışsın elbette. Ne ki, erkek gibi kadın da üretiyorsa, erkeğin yararlandığı haklardan yararlanmasın mı?

Sorun burada işte ve Türk geleneğinden Arap geleneğine geçilen Anadolu’da kadının erkeklerin yararlandığı haklardan yararlanması bir biçimde engellenmişti.

Nüfus sayımlarında yalnızca erkeklerin ve hayvanların sayıldığı anlatılır ki bu en büyük utançtır insanlık için…

O dönemlerin sonrasıdır, tarih 5 Aralık 1934’tür ve Mustafa Kemal Atatürk gibi dünyanın saygı duyduğu bir devlet adamı çıkar;

“Türk kadınının da erkekler gibi seçme ve seçilme hakkı olmalıdır” der, bu hakkı kadınlarımıza tanır.

Şimdi basit gibi, kolay gibi görünen bir olaydır değil mi?

Şöyle bakalım; Avrupa’nın önemli ülkelerinden olan Fransa ve İtalya bizden 11 yıl sonra kendi kadınına seçme ve seçilme hakkı vermiştir ve büyük olasılıkla

Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek almışlardır.

Romanya bizden 12 yıl sonra, Bulgaristan bizden 13 yıl sonra, Belçika bizden 14 yıl sonra, İsviçre ise bizden 36 yıl sonra kendi kadınına seçme ve seçilme hakkı vermiştir…

Aradan 84 yıl geçmiştir. Geçmiştir de, Türk kadınının bugünkü konumu Avrupa’ya göre nedir? Yaşam düzeyi, özellikle seçilme hakkı nerelerdedir?

TBMM’ye bakın görürsünüz!..

Türkiye’deki belediye başkanlıklarına bakın görürsünüz!..

Valiliklere, kaymakamlıklara bakın görürüsünüz!..

Durum hiç de iç açıcı değildir ve 84 yıl önce seçme ve seçilme hakkını kazanan kadınlarımız ne yazık ki yalnızca seçmen olarak görülmektedirler Türkiye’de.

Oysa ki Türkiye’deki insan sayısı hemen hemen yüzde 50 yüzde 50’dir…

***

Merak ettiğim bir şey var; kadını insan yerine koymayan ve günümüzde de oldukça etkili, egemen olan yoz, yobaz kişileri babaları mı doğurmuş!..

Dün 5 Aralık’tı. Türk Kadınının Seçme ve Seçilme Hakkı Yasası’nın kabul edilişinin 84. yılıydı. Bana sorabilirsiniz;

“Neden bu yazıyı dün yazmadın?”

Bilerek yazmadım. Yazsaydım çok şey yazmam gerekecekti. Dilimin kemiğinin olmadığını biliyordum çünkü…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1

banner104

banner174

banner23

banner179

banner144