banner180
banner169
Kocaeli Denge
Kocaeli Denge
05 Aralık 2018 Çarşamba 11:14
Ruhan Odabaş'ın kalemiyle "Ayva Zamanı"

Tatil gününün tadını çıkarma hesabındaydı. Acele etmeden kahvaltısını yaptı, bir bardak keyif çayı doldurup camın önündeki koltuğa oturdu. Karşı evin damındaki martıların ekmek telaşını seyretti bir süre ve düşündü kendi kendine;

“Nafakalarını denizde aramaları gerekiyordu!”

Hava açıktı ama ısıran bir soğuk da hissediliyordu. Aralık ayı gelmiş çatmış, yeni bir yıl yaklaşmıştı. Eskilerin bir deyişi geldi aklına. Derlerdi ki;

“Kestane pazara düşmüşse kış gelmiş demektir!”

Kestanenin sonuna gelinmişti neredeyse. Halkevi’nin köşesindeki kestaneciden Ormancı Zeki’nin bir iki kestane aşırması geldi aklına, gülümsedi;

“Şekeri olmasa adamın tezgahını boşaltacak!”

***

Ne ilgisi vardıysa, kestaneden ayvaya kaydı düşünmeleri. Bu kez de;

“Ayva zamanı” dedi seslice. Ayvalar toplanmıştı kuşkusuz ya, yol kenarlarındaki sarı sarı ayva tezgahları, usta bir ressamın tuvalindeki göz alıcı renkler gibi olurdu.

Sırtındaki eşofmanları çıkarıp sokak giysilerini giyerken;

“Eşme’ye gitmeliyim bugün”  diye düşünmeye başlamıştı bile. Eşme dendiğinde akla gelenlerin başında ayva vardı. Bir de Sapanca Gölü’nün sonbahar güzelliği vardı. Fotoğraf makinesini aldı, sırtına kalınca bir mont geçirdi, arabanın anahtarlarını alıp almadığını kontrol için ceplerini yokladı ve çıktı kapıdan. Düşüncesinden vazgeçmek istemiyormuş gibi bir aceleyle arabanın marşına bastı ve mahalleden ayrıldı. Ankara asfaltından sola döndü, Köseköy, Uzunçiftlik, Uzuntarla derken Eşme sapağına ulaştı. Kendisine yanan kontrollü ışığa dikkatlice bakıp sahile doğru inmeye başladı. Köşedeki bakkalın oradan sola dönüp yolu sonuna kadar gitti. Her zaman gittiği, çay içtiği, fotoğraf çektiği çay bahçesinin otoparkına park etti arabasını. Fotoğraf makinesini eline alıp indi arabadan ve en uçtaki kızılağacın altına kadar yürüdü. Yoluna çıkıp yem isteme sesleri çıkaran iki sevimli kazın arasından geçip hamağın sallandığı ağaca yakın masaya oturdu. Montunun fermuarını boğazına kadar çekerken de söylendi kendi kendine;

“Soğuğa kabadayılık olmaz!”

Açık bir çay istedi. Kendisinden başka kimse de yoktu zaten, çay hemen geldi. Sağ eliyle bardağı sıkıca kavradı, çayın sıcaklığını koluna, oradan bedenine yaymaya çalışırken karşı kıyılara çevirdi gözlerini. Gölün sol yanında Sapanca vardı. Kırkpınar tam karşılarında kalıyordu. Daha sağda Kurtköy, Yanık ve delikanlılık yıllarının bir bölümünü geçirdiği, güzel anıları olan Maşukiye vardı.

Bir sandal göründü gölde. Sandaldakilerin biri kürek çekiyor, diğeri de olta sallıyordu. Gölün duruluğundaki sandal giderek kıyıya yaklaşıyordu. İyice yaklaştıklarında tanıdık birileri olduğunu görüp;

“Rastgele, var mı bir şey” diye seslendi. Sandalda olta sallayan adam;

“Yok be ağabey, öylesine oyalanıyoruz” diye yanıtladı kendisini.

Eşme’de en iyi tanıdıklarından biri eski belediye başkanı, genç yaşta yaşamını yitiren Salih Kösem’di, o geldi aklına. Binlerce insanımızın yaşamını yitirdiği Gölcük depreminin hemen sonrasında Eşme’ye gitmiş, arkadaşı olan Salih’le görüşmüş geçmiş olsun dileklerini iletmişti kendisine. Salih’in ayaklarındaki çizmeleri bugün gibi hatırlıyordu. Şimdi oturduğu masanın olduğu yerde durmuş ve deprem akşamı sulara gömülen bir otomobili anlatmıştı Salih. Can kaybı yoktu o olayda ama unutulacak gibi de değildi. Bir çay daha istedi. Amacı hüzünden uzaklaşmaktı belki de. Çayını içti, hesabını ödedi ve bu kez diğer yöne sürdü arabasını. Günden anı olarak birkaç kare fotoğraf çekmeyi de unutmadı bu arada…

Vakit ikindiye dönmüştü artık. Soğuk biraz daha ısırmaya başladığında İzmit’e dönmek için arabasına bindi ve sürdü. Sapağa geldiğinde yeşil yanmasına karşın yine de sağına soluna iyice bakıp yola çıktı. Eşmeden sonra sağdan ikinci ayvacıdan ayva almıştı daha önce, yine oraya yöneldi. Ayva sergisinin önünde durduğunda satıcı kendisini tanımıştı. Kısa bir hoşbeşten sonra;

“Yine aynı ayvadan istiyorum, çok güzeldi” dedi. Adam özenle seçti ayvaları,poşete koydu ve tarttı. Bu kez de;

“Fiyatta değişiklik var mı” diye takıldı gülerek.

“Yok” dedi satıcı, o da gülümsedi. İkisi de birbirinin ne söylediğini anlamıştı. Teşekkür etti, iyi günler diledi ve yürüdü arabasına doğru. Adam arkasından seslendi;

“Bu benden olsun. Kaşıkla hafif döv öyle ye. İki tek atmayı da unutma!

En güzellerinden bir ayva vardı adamın elinde. Teşekkür edip aldı, dikkatlice yola çıktı ve Ziganalı’ya doğru sürdü arabasını. Radyodan sevdiği bir Anadolu ezgisi doluyordu kulaklarına ve neredeyse sesli düşünüyordu ;

“Ülkemin ayva zamanları bitmesin hiç…”

Son Güncelleme: 06.12.2018 16:27
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Orhan Karahasan 2018-12-05 13:29:42

Avatar
Serdar Mehmet ERKARTAL... 2018-12-05 22:55:37

Kalemiize sağlık üstadım..Sayenizde bizler de gezdik,gördük...Ülkemizin ayva zamanları bitmesin hiç...

banner1

banner104

banner174

banner23

banner179

banner144