banner279
banner373
banner397

Günümüz Ekonomisinde öncelikli meselelerden bir tanesi, kavramların İslami bakış açısıyla yapılacak yorumlarının aksiyonel hale getirilmesidir. Örneklendirmek gerekirse…

Mülk, mal, para, değişim, karşılıksız para, gücün ekonomiyi belirleme gerçekliği, fiyat, ücret, faiz, değer, enflasyon, zaman maliyeti, fayda, risk, artı değer, yasak, gereksiz ve plansız üretim, çevredeki ortak nimetler, kâr, rekabet gibi yığınla klasik ve modern konu başlıklarında geçerli olan tanımlamalar ve nitelemeler ne kadar hakkaniyete uygun yapılmaktadır? Bütün bunların gerçek İslami tanımları var mıdır veya nasıl yapılmalıdır? 

Hiç düşündük mü!

Bu konularla ilgili olarak İslam’daki ekonomik modelin temelinde ortaya çıkan farklar, aslında yeni ve faizsiz ekonomik sistemin de temellerini oluşturacaktır. 

Sadece bu sözleri nitelendirme bile, ilgili kavramlara meşruiyet yahut gayri meşruiyet özelliği kazandırabiliyor.

Mesela ‘’FAİZ’’.

Günümüzün en büyük hastalıklarından birisi adeta bir inanış gibi merkeze konulan faizzizim bağlılığı saçma ama ürkütücü bir durum olarak ben buna çağımızın vebası diyorum.

İnsanlar ‘faiz de alışveriş gibidir’ diye nitelendirebiliyor ve hatta aylık belli bir rakamı vadeli mevduatta tutarak “Ne yapalım kardeşim. Faiz dünya gerçeği, ekonomi krizde,3 çocuk okutuyorum. Evim kira. Geçim sıkıntısı çekiyorum. Param değerlenmeli” diyerek adeta  faizi meşrulaştırabiliyorlar. 

Hâlbuki Kur’an, faizin haram kılındığını hatta ALLAH VE RESULÜNE savaş açmak olduğunu ve haksız ve hukuksuz bir kazanç olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Bu sebeple nitelendirdiğiniz ve basit olarak gördüğümüz bu önemli konular bizim en öncelikli ve esas meselemizdir.

Faizi meşru kılan Ahlaksız bir ekonomi, faizsiz geliştirilecek yeni sistemin kabul edemeyeceği bir ekonomik yapı olmalıdır. Tamamen bireyi önceleyen ve “Ne olursa olsun kazanç olursa makbuldür.” anlayışı tedavi edilmeye mahkûm büyük bir hastalıktır. Bu ahlaksız düşünce Müslümanlar açısından asla kabul edilebilir değildir.

Her şeyi hızlıca ve sorumsuzca çılgınlar gibi erken tüketen, tabiata zarar veren, gelecek kuşakların haklarını dahi şimdiden harcayan  bir anlayış, faizi meşru kılarak ekonomik refah getirse dahi kabul edilmemelidir. 

Kendini önceleyen parayı ve istikbali kendine put edinmiş faydacı ve çıkarcı birey yerine; Tevhidi ve adaleti merkeze koymuş, ülkesini ve bayrağını seven Ahlaklı, kontrollü, kanaatkâr, çevreci ve paylaşımcı bir insan var etmek gerekiyor hep bir elden hep bir dilden.

Bir kere bir Müslüman olarak İslam’ın bir yaşam modeli olarak hem dünya, hem de ahiret hayatını düzenlediğine inanıyorum. 

Bu inancım bana gösteriyor ki, kişisel hayatımızın yanı sıra ticarî hayatımızı da yönlendiren temel kavramlar;

Tevhit, adalet, ihsan, iktisat ve tezkiyedir.

Bu beş ilkeyi lütfen çokça düşünün ve üzerinde olabildiğince kafa yorun!
 
Buradan yansıyan konumuzla alakalı en önemli ilkede ‘iktisat’ günümüz dilinde ekonomideki  faizsizliktir! Yani işin özünde zekâttır. 

Bu ilkeden yola  çıktığımızda İslâm ekonomisi literatürü, aynı zamanda İslâm’ın kurucu kavramlarından oluşur ve doğrudan doğruya  Kur’an ve sünnetten neşet (meydana gelme) eder.

Bundan dolayıdır ki, İslâm ve iktisadı (ekonomiyi) konuşmanın birinci şartı, İslâm’ın bir bütün olarak ilkelerini özümsemektir. Temelde İslâm’ın ilkeleri de hakkı korunan dengeli ve adaletli bir iktisadî hayatı öngörür. 

Çünkü İslâm ekonomisi insanın sadece kendini değil, yaşadığı çevrenin ve evrenin de dengesini gözetir. Bu haliyle bana göre mutedil bir ekonomiyi ortaya koyar.

Böylece Ümmet’in bir geçiş süreci olarak ekonomiye bakış açısı da orta yolcu bir ekonomiyle beraber denge ekonomisi olur. Kuşkusuz İslâm ekonomisi, aileden, şehirden, ülkeden ve bütün insanlığı kapsayarak kişisel mülkiyeti de merkeze koyarak bir bütün olarak  toplumsal sorumluluğa kadar geniş ve büyük bir alanı kapsıyor..

Bireyin ekonomisinin ahlâkla bütünleşen, ondan ayrılmayan bir yönü olduğunu asla unutmamamız gereken bir hakikattir.

Bütün bu muazzam dengeyi sağlayan ve katıksız adaleti tesis eden güç ‘’AHLAK” tır.

Adalet ve ahlâkın yön vermediği ekonomi dünyada insanlığın hizmetinde değil, sadece emperyalist güçlerin sömürüsünde kullanılabilir. 

Ahlâk ekonominin vazgeçilmez bir unsurudur. Tüm dünyada doğudan ve batıdan aklı selim sahibi istikbali uğruna dinini ve insanlığı satmamış tüm düşünürler ve ilim adamları sürekli olarak imkan buldukları her platformda bu hakikati dile getiriyor. 

Küreselleşen ve gittikçe açlığın ve yoksulluğun arttığı bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz. Neredeyse tek tip bir insan modeli, tek tip bir tüketim modeli oluşturulmaya çalışılıyor. Çin’den Avrupa’ya, Amerika’dan Afrika’ya  yaşayan bir insanın da, Türkiye’deki Kocaeli’den, Trabzon’a, Van’dan İstanbul’a yaşayan bir insanın da benzer ürünler tükettiğini ve benzer alışkanlıkları olmakla berber aynı  tepkiler verdiğini çok açık ve net bir şekilde görebiliyoruz.

Çok basit bir örnekle, kullandığımız cep telefonundan, kıyafetlerimize, araçlarımızdan, şehirlerdeki yerleşik yaşam biçimimize ve hatta mutfaklarımıza kadar.

Gittikçe sömürü devletler tarafından zalimce küreselleşen bu dünyada, ekonomi de aynı hızda küreselleşiyor, kültür de.

Özümüze dönüp toparlanmazsak;

Bu gidişat bizi son derece tehlikeli karanlık dipsiz bir boşluğa doğru iteleyecektir. Daha da önemlisi küresel kapitalist sistemin çarkları arasında sıkışıp kalmamıza yol açacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

Dikkat!

Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ELİF 2019-07-26 10:57:34

LÜTFEN YAZILARINIZA ARA VERMEYİN.ÇOK ÖZEL BİR KONU BU FAİZİZİM.MÜKEMMEL BİR TESBİT

Avatar
Selim 2019-07-26 02:27:46

ALLAH razı olsun...
Güzel vede isabetli tesbitler...!!!

banner1

banner315

banner23

banner281

banner326